11 Nisan 2015 Cumartesi

BMW - DDR...!!!

BMW otomobillerinin tarihinde özellikle karanlıkta bırakılmış bir dönem vardır: Doğu Alman BMW’leri dönemi…!!!

Bugün BMW tarihinde sözü hiç edilmeyen, adeta tabuya dönüşmüş bir dönem bulunmaktadır. BMW otomobillerinin Doğu Almanya’da üretildiği, hatta önemli bir kısmının Doğu Almanya’da tasarlandığı yaklaşık 10 yıllık, “kızıl karanlık” bir dönem…


Üstte: IST Models EMW 340 Kombi (1953), 1:43


Resimler: Doğu Alman tasarımı BMW 340-2 (1951)


Bunun nasıl gerçekleştiğini anlamak için, geriye dönüp BMW’nin otomobil imal etme işine giriştiği döneme bakmamız gerekir…

Daha once uçak motorları ve motorsiklet üreten Bavyera – Münih merkezli BMW firması 1928’de otomobil üretimine Eisenach’ta bulunan Dixi Otomobil Fabrikası’nı satın alarak başlar. Bu fabrika o güne dek ürettiği Wartburg marka otomobiller ile kendisine zaten belirli bir ün edinmiştir. 1920’lerde Alman ekonomisinin kötüye gitmesi ile, Dixi fabrikası hayatta kalabilmek için küçük ve ucuz otomobiller üretmesi gerektiğini görmüş ve 1927’de İngiltere’den lisans alarak Austin Seven modellerini üretmeye başlamıştır.

1928’de fabrikayı BMW satın alır ve 1929’dan itibaren üretilen Austin Seven lisanslı otomobiller BMW markasıyla ilk kez piyasaya sürülür. Bu araçlar Almanya’da best-seller olur. Austin lisansı 1932’de sona erdiğinde ise, BMW tasarımı 3/20 piayasaya çıkar; bunu 1934’te BMW 309 izler. Bundan sonra BMW bu fabrikada, ‘sporty touring’ geleneğini başlatan arabalar üretecektir: 315 (1934), 319 (1936), 321 (1938). En son çıkan bu 321 modelleri BMW’nin bugün bile kullandığı, alameti farikası haline gelmiş “double-kidney” radyatör ızgarası şekline sahip olan ilk araçlardır. Fakat BMW’ye esas şöhreti getiren model 1936’da çıkan 328 olur; bu otomobil yarışlarda da başarı kazanır.

Ne var ki İkinci Dünya savaşının çıkmasıyla, BMW fabrikaları kaynaklarını daha çok savaş ihtiyaçlarına yöneltir. Otomobil üretimi durma noktasına gelir.

Savaş bittiğinde ise fabrika tarumar haldedir; %60’ı bombalarla yıkılmıştır. Ve en kötüsü, fabrika ikiye bölünen Almanya’nın doğusunda kalmıştır…

Ancak yine de fabrikada otomobil imal etmeye yetecek kadar makine ve altyapının sağlam kaldığı görülür; ve sosyalist Doğu Alman yönetimi bu fabrikada BMW marka otomobiller üretmeye devam etme kararı alır.

Bugün BMW, pek çokları için narsist, agresif yuppiliğin, sportif şıklığın, gücün ve hızın, ve en genel anlamda rekabetçi, kapitalist Batının sembolüdür. Ne var ki, savaşın bitiminden 1952 yılına kadar üretilmiş tüm BMW otomobiller, Doğu Alman Eisenach fabrikasında üretilmiştir…

İlk önce 321 ve 326’yı üretmeye devam ederler; bu 1950’ye kadar sürer. 321 modeli Sovyetler Birliği, İsveç, Belçika ve İsviçre’ye ihraç edilir. Hatta bazı 321’ler Batı Almanya’ya sızmayı bile başarır. İlk savaş sonrası, Doğu Alman  tasarımı ise, 340 modelidir (1949 -1951). Bunu 1951 yılından üretimin sonlandığı 1955’e kadar üretilen 340-2 modeli izler. Dönemin Amerikan otomobilleri ile rekabet edebilecek nitelikte çizgileri olan 342 ve 343 ise, prototip aşamasında kalır ve BMW operasyonun sonlanmasıyla birlikte gün yüzü görmeden rafa kalkar.




Resimler: Yukardan aşağıya: Prototip aşamasında kalan 342-1, 342-2 ve 343 modelleri


Savaştan önce, BMW motorsiklet üretimini Münih’te, otomobil üretimini ise Eisenach’ta yoğunlaştırmıştır. Eisenach fabrikasının kaybı başlangıçta Batı Alman BMW’yi elinde kalan motorsiklet işine odaklanmaya iter.  Fakat Doğu Almanya’daki fabrikanın BMW amblemi ve markası ile otomobil üretmeye devam etmesi, Batı’da BMW’yi rahatsız etmektedir. Üretmedikleri arabalar için kendilerinden yedek parça ve servis desteği isteyen kullanıcılar durumu daha da çekilmez kılmaktadır.

Siyasi durum netleşene kadar yapacak pek bir şey yoktur. Özellikle savaş sırasında Nazi rejimine hizmet etmiş üreticilere o dönemde zaten hiç iyi gözle bakılmamaktadır.

Fakat bir sure sonra işler değişir. Batı Almanya, Amerikan yardımı ile ekonomik olarak tekrar ayağa kalkıp güçlendiğinde, BMW de, doğudaki kardeşine yüklenecek gücü bulur kendinde. Öncelikle Batılı BMW de otomobil endüstrisine yeniden giriş yapar. 1951’de BMW 501 piyasaya çıkar. Ayrıca Düseldorf’ta bir mahkemeden BMW markasının kullanım hakkının Münih merkezli şirkete ait olduğuna dair karar çıkartılır. Bunun sonucunda, Eisenach firması 1952 yılında, ürettiği arabaların markasını BMW’den EMW’ye çevirir (Yani “Bayerische Motor Werke” yerine, “Eisenach Motor Werke” olur). Amblemdeki mavi rengi de devrimin güzel kırmızısına çevirirler.





Sonuçta 1955’te üretim tamamen sonlanana kadar 21.249 adet BMW/EMW 340 modeli üretilir ve bunların 8510 tanesi ihraç edilir. İhracat Finlandiya, SSCB, Danimarka, Norveç, Polonya, Belçika ve Yunanistan’a yapılır.

Ancak 1950’lerin ortasına gelindiğinde Doğu Alman hükümeti iç pazara odaklanmak, halk ve işçiler için küçük ve ucuz arabalar üretmek yönünde karar alır. Bunun sonucu olarak BMW/EMW gibi ihraç pazarına ve içerde de devlet seçkinlerine hitap eden lüks araçları üretmekten vazgeçer.

Kaynak: 


Anlatıya uyarlayarak çeviri: Aren Kurtgözü 

23 Ağustos 2011 Salı

Sergileme Ünitesi


Geçen sene IKEA'dan aldığım kabinli resim çerçevesini uzun zamandır sergileme amaçlı değerlendirmek istiyordum. Biraz boş vakit ve küçük bir ilham bir araya gelince, resimdeki çalışma ortaya çıktı.

Kare biçimli bu çerçevenin öndeki camı ile arka fonu arasında yaklaşık 2,5-3 cm'lik bir boşluk bulunuyor. Bu derinliği, model arabaları yerleştirmek için kullanma fikrini, önceki kayıtlarda Sanco bize anlatmış, Matchbox RW otomobiller için hazırladığı seti detaylarıyla paylaşmıştı. Benim hedefim ise, biraz daha dioramik bir düzenleme yapmaktı. Bunun için aklıma elimde hazır bulunan 3 adet tramvayı kullanmak geldi. Bu tramvaylar Models of Yesteryear serisinden bir Matchbox çift katlı model, Siku üretimi daha modern, körüklü bir model ve Grell üretimi eski bir Alman modelinden oluşuyor. Açıkçası bu 3 modelin arasında belirgin ölçek farkları bulunmasına karşın, tematik anlamda bir arada durabileceklerini düşündüm.

Neler yaptım? Öncelikle fonda kullanmak için bir resim aradım. Bunu Jason Lutes'un iki büyük savaş arası Berlin'i anlattığı "Berlin: City of Stones" adlı çizgi romanında buldum. Tam sayfa bir şehir ilüstrasyonuydu bu. Sayfayı renkli fotokopi ile, gramajı yüksek, parlak kağıda bastırdım. Paspartu olarak uygun renkte bir Canson tabakası alarak fonu tamamladım. Fonun önünde, tramvayların duracağı üç adet zemini, fotobloktan kestiğim parçalarla oluşturdum. Dekoru tamamlamak için bu parçaları tuğla ve mozaik taş desenli kartonlarla kapladım. Böylece kentsel bir çevrenin işaretlerini de sergi ünitesine katmış oldum. Denge problemi nedeniyle üniteyi duvara asmak istemedim. Daha ziyade masa üzerinde sergilenebilen, kendi kendine ayakta duran bir ünite olsun istedim. Bu yüzden çerçeve ünitesinin alt yüzeyine çekmecelerin sessiz ve yumuşak kapanması için kullanılan lastik pabuçlardan yapıştırarak stabilite sağladım. Yine de, üniteyi arkası duvara yakın olacak şekilde koymayı ihmal etmedim.



Bu ilk denemeydi. Şimdi planım, bu ünitelerden birkaç tane daha alıp, daha detaylı ve ilginç çalışmalar tasarlamak...

9 Ağustos 2010 Pazartesi

ÇOK YAKINDA!!!


>>> VW Karmann-Ghia: Dünyanın En Yavaş Spor Otomobili



>>> Matchbox Routemaster Otobüs Serisi



>>> Eski / Yeni: 2000'lerde Matchbox tarafından yeniden üretilen modellerin Lesney dönemindeki orjinal versiyonlarıyla karşılaştırması

>>> Majorette: Matchbox'ın Fransız Kardeşi...

8 Ağustos 2010 Pazar

Havalı Chrysler!




Chrysler Airflow (hava akışı), Amerikan otomotiv tarihi açısından bir kilometre taşıdır. 1934 - 1937 yılları arasında üretilmiş olan bu model, "streamline" tasarım anlayışının ilk uygulandığı otomobildir. Ticari anlamda başarısızlığa uğrayıp, kısa sürede üretimden kaldırılmış olmasına rağmen, yenilikçi anlayışıyla izleyen yıllarda Amerika'da yapılan otomobil tasarımlarının öncüsü olmuştur.

1930'larda başta Amerika olmak üzere tüm dünyayı sarsan Büyük Bunalım'dan çıkış için uygulanan yöntemlerden biri de, tüketiciye yepyeni ve fütüristik bir yaşam tarzı vaad eden "streamlining" tarzının tasarımda yoğun olarak kullanımıydı. Temeli havacılıktaki bilimsel ilerlemelere dayanan "streamline" anlayışı, hareket eden nesnelerin hava direncini en aza indirecek şekilde tasarlanmasını amaçlıyordu. Buna göre, akışkan hatlara sahip, su damlası biçimli nesneler, düşük sürtünme katsayıları sayesinde en verimli ve hızlı biçimde işlev görmekteydi. Taşıt araçları gibi hareketli nesnelerde anlamlı sonuçlar verebilen bu tasarım tarzı, kısa sürede bir modaya dönüştü ve tel zımbadan kalem açağına dek her tür nesneye ayrım gözetmeksizin uygulanmaya başlandı. Zira, "streamline" görsel anlamda yeniliğin, konforun, modenliğin ve ilerleme düşüncesinin sembolü haline gelmişti.

İşte bu tasarım anlayışının ilk uygulandığı taşıt araçlarından biri, adından da anlaşılacağı gibi, Chrysler Airflow modeliydi. Chrsyler Corporation'ın 1934 yılında piyasaya sunduğu bu model, dönemin otomobillerine kıyasla belirgin biçimde farklıydı. Geriye doğru kavisli radyatör panjuru ve ön camlar, ön kaputa entegre farlar, arkaya doğru damla biçimi almış yolcu kabini ve kasanın altına gizlenmiş arka tekerleri ile bambaşka bir otomobil kavramını yansıtıyordu. Chrysler, bu otomobili geliştirmeden önce inşa ettiği rüzgar tünellerinde 1930 yılına dek yaklaşık 50 değişik modelin performansını denemişti. Bu deneylerde elde edilen ilginç bulgulardan biri, dönemin "iki-kutu" otomobil tasarımlarının aerodinamik açıdan olabilecek en kötü sonuçları vermesiydi. İki-kutu tasarım anlayışı, önde motor kaputunun oluşturduğu dikdörtgen prizma ile onun arkasında yolcu kabini olarak işlev gören daha büyük, ikinci bir dikdörtgen prizmadan oluşuyordu ve dönemin tüm otomobilleri aşağı yukarı bu temel yapıya sahipti. Rüzgar tüneli denemelerinde "iki-kutu" otomobillerin performansı o kadar kötüydü ki, bu araçlar tersine çevrildiğinde dahi daha iyi sonuçlar alıyorlardı.

İşte Chrsyler Airflow modeli, bu yeni bulgulara göre tasarlanmış, dönemin görsel anlayışının ötesinde bir otomobildi. Ancak plansız ve aceleci biçimde üretime geçmesi sonucu ortaya çıkan mekanik sorunlar, otomobilin tüketiciler tarafından benimsenmesini engelledi. Bunda, alışılmadık tasarım anlayışının dönemin tüketici beklentileri ile uyuşmaması da önemli bir etkendi. Sonuçta, Chrsyler Airflow, sadece 3 yıl boyunca ve az sayıda üretilebildi ve 1937 yılında üretimden kaldırıldı. Bu başarısızlık Chrsyler firmasının uzun yıllar boyunca daha konvansiyonel bir tasarım anlayışını benimsemesine yol açtı ve firma satış rakamları açısından başarılı olsa da, tekrar yenilikçi tasarıma yöneleceği 1950'lere dek, en büyük iki rakibi olan Ford ve GM'nin gölgesinde kaldı.

Resimlerde görülen siyah araç, Signature Models firmasının üretimi, tuhaf şekilde 1/32 ölçekli 1934 model Chrsyler Airflow. Motor kaputu, kapıları ve bagajı açılabilir olan modelin, ön tekerleri de sağa sola dönebiliyor. İkinci model ise, Matchbox'ın "Collectibles" serisinden yaklaşık 1/43 ölçekli, ticari araç uygulaması olarak üretilmiş olan 1937 model Dodge Airflow. Bu modelin yalnızca arka kapakları açılıyor, ancak kauçuk tekerleri, şeker gibi kırmızı rengi ve "Campbell's Soups" reklam uygulaması ile inanılmaz çekici bir model...



9 Temmuz 2010 Cuma

GO TRABBİ GO!



Doğu Alman Trabant otomobillerinin öyküsü nesnelerle kurulan ilişkinin zaman içinde geçirdiği değişimlere çarpıcı bir örnektir. Ina Merkel'in belirttiği gibi, “alay konusu olmuş, zayıf, kolaylıkla çöpe atılmış bir tüketim kültürünün sembolleri, bugün mutlu bir anımsayışın başlangıç noktası haline gelmiştir.” Gerçekten de, 1990'da Berlin duvarının yıkılmasını takip eden “yeniden birleşme” günlerinde, Batı Alman yaşam standardı ve mallarıyla karşılaşan doğuluların bir tür eziklik duygusuyla çöpe gönderdikleri ya da elden çıkardıkları ilk eşyalardan biri, yol kenarlarına terk edilen Trabant otomobilleri idi. Öte yandan, birleşmenin üzerinden henüz 10 yıl bile geçmemişken, 1990'ların ikinci yarısında, Trabant otomobilleri yeni bir kullanıcı grubu için kült statüsü kazanarak kıymetlendi. Özellikle genç kesim, bu otomobilleri özlemini duydukları tüketim karşıtlığı ve toplumsal dayanışma ideallerini yansıttığı gerekçesiyle içtenlikle sahiplendi.


1954 yılında Doğu Alman bakanlar kurulunun geliştirilmesine karar verdiği otomobilin sahip olması istenen özellikler şunlardı: 600 kg'dan daha ağır olmayan; ortalama yakıt tüketimi 5,5lt/100 km olan; yıllık 12.000 adet üretilebilecek, 4000 mark'lık fiyatı olacak, 4 kişilik küçük bir araba...


İlk kez 1957 yılında üretimine başlanan bu küçük, hafif ve ucuz “halk arabaları”, Trabant (uydu!) adını taşıyordu. Temel tasarımı uzun yıllar boyunca değişmeyen bu araç, sağlam, bakımı kolay, tamiri basit bir otomobil olarak Doğu Alman gündelik yaşamının bir parçası oldu. Bununla birlikte, bir Trabant otomobiline sahip olabilmek için ortalama 12 yıl sıra beklenmesi gerekliydi.

Delft (Hollanda) sokaklarında ilk jenerasyon P50 model (1959) bir Trabant


Ham madde sıkıntısı nedeniyle, aracın gövdesi “duroplast” adlı, pamuk veya yün fiberleriyle güçlendirilmiş plastik bir malzemeden üretilmişti. Gerek üretildiği malzeme, gerek görünümü, gerekse iptidai teknolojisi nedeniyle, benzeri ülkemizde Anadol otomobileri için de üretilmiş olan pek çok alay ve küçümsemeye maruz kaldı. Gövdesinin malzemesi medeniyle ona “yürüyen karton” adı takıldı, çamaşır makinası üretilirken yanlışlıkla ortaya çıktığı söylenerek alaya alındı. Öte yandan insanlar onu sevdi de... “Sevecek başka birşey yoktu ki!”. Güçsüz ve gürültülü motoru, yavaşlığı ve rahatsız iç mekanı nedeniyle, onun hakkında sevgi dolu, ironik yakıştırmalar da yapıldı: şapka kutusu, utanç kutusu gibi, iki buji üzerine bir çatı gibi...


Duvar yıkıldığında, sınırı Trabant'ları ile geçen Doğu Almanlar, Batılıların alaycı bakışları ile karşılaştı. Batılılar bu arabalara güldüler ve kokusu nedeniyle ondan rahatsız oldular. Batılı “kardeşlerin” gözünde Trabant otomobilleri Doğudaki yoksul kardeşlerin düşük yaşam standardını, yoksulluğunu, çökmüş bir sistemin başarısızlığını simgelemekteydi. Kullanım değerini, toplumsal statü ve farklılaşma arayışının önüne koyan sade, hatta çirkin tasarımı ile Trabant, kısa bir sürede edindiği olumsuz çağrışımlar nedeniyle, ona sahip olan birey için toplum içinde damgalanma sebebi haline geldi. “Ne? Bu araba için mi yıllarca sıra beklediniz?” Böyle bir değer ikliminde, Trabant otomobilleri sahipleri tarafından terkedildi ya da çok ucuza elden çıkarıldı. Çoğu kişinin tek hedefi vardı: bu arabayı bir an önce elden çıkarmak ve bir daha binmek zorunda kalmamak... Bu hızlı değer yitimi sayesinde Trabant'lar birkaç sene içinde caddelerden tamamen kayboldu.



Ancak birleşmeyi takip eden yıllarda, statü farklılığı yerine eşitlik ilkesini ön plana alarak üretilmiş Doğu Alman malları, demode görünümlerine ve tatsız tasarım anlayışlarına rağmen – belki de bunlar sebebiyle – adına Ostalgie denen, eski Doğu bloku ülkelerinin yaşam tarzına duyulan bir nostalji duygusunun parçası haline gelerek Batının gündelik yaşamında ve tüketim kültüründe kendilerine yeni bir yer buldular.

“Birleşmeden yalnızca üç yıl sonra Tegel (Berlin) hava alanında İngilizce “Rent a Trabant!” sloganı yazılı dev bir reklam panosu bulunmaktaydı. Bu pano yorumlama konusunda yaşanan bir değişimi işaret etmekteydi. Şirket, “yitirilmiş bir duygu”yu pazarlamaktaydı. Az bulunur olması Trabant'ı, herkes için olmasa da, yeniden arzulanır kılmıştı. İngilizce slogan yalnızca komik değildi; aynı zamanda bu arabayı hiçbir zaman kullanmak zorunda kalmamış yabancılardan, Batı Almanlardan ve gençlerden oluşan bir hedef kitleye sesleniyordu. Seçkinlik, aracın nadir bulunmasından kaynaklanıyordu. Bugünlerde Markische Schweiz boyunca Trabant safarileri ve Trabant'la Mecklenburg boyunca Ostalgia turları düzenlenmekte. Caddelerde bir Trabant ile gezmek bir veteran otomobil şovu kadar heyecanlı bir olay.” (Merkel 253)


Üzerine yüklenmiş olan olumsuz anlamlara rağmen, on yıllar boyunca sahip olduğu ikonik değer nedeniyle, Trabant otomobillerinin minyatür modellerinin üretilmiş olması gerekirdi. Ancak zamanında Bulgaristan gibi bir Doğu Bloku ülkesinde bile üretim bandı kurmuş olan Lesney firmasının Trabant için bir Matchbox modeli üretmemiş olması acıdır. Başka firmalar tarafından üretilmiş olan Trabant modellerinin çoğu da, Ostalgie rüzgarını arkasına alarak piyasaya sürülmüş modellerdir. Markası Matchbox olmasa da minyatür otomobil modellerinin çoğu kibrit kutularına sığabildiği için, blogun temasını genişletip bu modellere de yer vermek istiyorum.

Alman Sternquell bira firması için üretilmiş DDR serisinden 1/64 ölçekli çadırlı Trabant (üstte)


Alman Herpa firması üretimi 1/87 ölçekli, plastikten yapılmış bir Trabant 601s modeli (üstte)

Vitesse firmasının ürettiği Portekiz malı, 1/43 ölçekli bir Trabant 601 modeli (üstte)



Kaynaklar:

Merkel, Ina. "From Stigma to Cult: Changing Meanings in East German Consumer Culture." in The Making of the Consumer: Knowledge, Power and Identity in the Modern World. Ed. Frank Trentmann. Berg Publishers, 2006.

Hedler, Ernst and Ralf Ulrich. DDR Design: East German Design 1949-1989. Taschen, 2004.


11 Aralık 2009 Cuma

'Multum in Parvo' *

Multum in Parvo: much in little....

Yani ufak bir şeyin bize sunduğu çokluk, doluluk hissi. Minyatür dünyaya bu kadar ilgi göstermemizin, orada "koca" bir dünyanın var olduğunu düşünmemizin sebebi bu hissiyat değil midir?

30 Kasım 2009 Pazartesi

Bedford CA Van, ya da Çirkin Ördek Yavrusu


Kamyon ve inşaat araçları kadar, ticari araçlar da Lesney firmasının portföyünde önemli yere sahipti. Bunlar arasında dönemin İngiliz van'ları özellikle göze çarpar. Bu, çeşit çeşit ve birbirinden ilginç görünümlü van'ların üretim ajandasına girmelerinin bir sebebi de Jack Odell'in bilhassa üzerinde durduğu promosyonel grafik uygulamalarına imkan veren düz ve geniş satıhlara sahip olmalarıydı.

İşte özelde Matchbox, genelde ise diğer İngiliz die-cast oyuncak markaları (Corgi Toys, Lledo) tarafından en çok işlenen modellerden biri Bedford CA Van'dır. Gerçeği 1952-1969 yılları arasında üretilmiş olan bu araç, kendi döneminde, 1970'lerde Ford Transit'in sahip olduğu popülariteyle kıyaslanabilecek bir yaygınlık düzeyine erişmişti. 1958 yılına kadar ön camı çift parçalı olarak üretilen CA, daha sonra yekpare bir ön camla donatılmış, bazı detayları güncellenmiştir. Resimdeki Matchbox ve Lledo modellerinde, erken dönem, çift ön camlı CA'ları görüyorsunuz.

İngiltere'de lakabı "pug-nose" (buldog burun) olan bu çirkin, ama bir o kadar da sevimli araç, bana daha ziyade kaz veya ördekleri hatırlatır. 1970'lerde küçük bir çocukken o yıllar için bile bana eski model gibi gelen birkaç tane CA Van gördüğümü anımsıyorum.

Aşağıdaki resimde gördüğünüz modeller (soldan sağa):
- Matchbox RW 25(a): Dunlop Van (1956)
- Lledo Days Gone, Bedford CA Van (2000'ler)
- Matchbox RW 42(a): Bedford Evening News Van (1957)


Ayrıca, ne yazık ki henüz edinemediğim 29(a) Bedford Milk Delivery Van (1956) da Matchbox'ın ürettiği modeller arasındadır (belki Sanco kendisinde bulunan bu modelin resmini koyar!). Bu modelin, gerçek aracın kataloğundan taradığım resmini koymakla yetiniyorum şimdilik... Görüldüğü gibi, farklı uygulamalara yatkınlığı ile çok amaçlı ticari taşıt tanımının hakkını veren bir araçtır Bedford CA Van.

18 Kasım 2009 Çarşamba

Matchbox Dostları Buluşması, Istanbul

Berlin'deki Matchbox dostumuz Carsten, geçtiğimiz hafta sonunda Istanbul'a beni ziyarete geldi. Türkiye'de çok kolay bulunmayan Matchbox modelleri kendisinde çokça olduğu için, yanına almasını söyledim. Arkadaşlar arasında da bir buluşma tertipledim. Aslında buradaki ana amaç kendi aramızda bir nevi "swap meet" yani "değiş-tokuş buluşması" düzenlemekti.

Bavul açıldığında içinden çıkanları gelişigüzel masanın üzerine sıraladık. Sabahın ilk saatlerinde durum aşağıdaki gibiydi.


Toplantıya Ankara ve Trabzon'dan arkadaşlarımızın da gelmesi söz konusu idi. Ne yazık ki bu mümkün olamadı. İstanbul dışından sadece toplantı için gelen tek kişi Bülent'ti.

Toplantıda konuşulan ana konulardan birincisi elbette ki "Matchbox", ikincisi de "eşlerin bu konudaki yaklaşımları" idi. Oyuncak odasında bulunan dolaplardaki yığın yığın Matchbox'ları biriktiren Sanço'dan çok, bunlara gösterdiği anlayış sebebiyle Sanço'nun eşi takdir topladı.

Toplantıya katılanlar RW08E Mustang'ın çok nadir kırmızı varyasyonunu görme fırsatı buldular. Model bir parça oynanmış kondüsyondaydı, bu sayede katılımcıların da modeli bol bol "mıncıklama", "masanın üzerinde sürme" imkanları oldu.


Burak o gün eline geçen Ebay'den aldığı muhteşem modelleri bizlere gösterdi. Bu sayede kestane rengiyle nadir RW17A Bedford'u da görme fırsatımız oldu. Altan, Serhan ve Fuat önceden Carsten'e sipariş ettikleri modelleri teslim aldılar. Emre'nin bilgisayarda tuttuğu envanter herkesin takdirini kazandı.


Dr. Burak ise elindeki hazineler hakkında ser verdi, sır vermedi. Biz de önümüzdekilerle yetinmek durumunda kaldık. Herkesin modeli kendince çok kıymetli olduğu için pek bir değiş tokuş olamadı.

Son olarak toplu bir fotoğraf çektirdik. Oldukça keyifli bir gündü, katılan herkese teşekkürler, Sanço

Not: Resimlere "tık"layarak daha büyük hallerini görebilirsiniz.

8 Eylül 2009 Salı

En ilginç Matchbox Modelleri: Rolamatics- devam

Bricoleur'ün açtığı konu üzerinden devam edelim.

Aşağıdaki listede görünmeyen Rolamatics modellerinden bir tanesi de "SF70C Self-Propelled Gun" modelidir.




1978'de üretilmeye başlanan bu model, bir tank değildir. Adından da anlaşılacağı gibi kendi hareket edebilen uzun menzilli bir silahtır. Rolamatics özelliği olan hareketli parça öndeki top kısmıdır. Sürüldükçe çıkarttığı "çıkıdıkı-çık-çık-çık-çıkıdıkı" sesleri eşliğinde Sanço'nun elinden düşmemiştir. Bu modelin orjinali lastik paletlerle donatılmıştır. Ancak bu paletler bir süre sonra kurur ve kolayca koparlar.

Rolamatics modellerinin kutularının bir yüzünde araçların hareketli özelliği grafiksel biçimde gösterilmektedir. Örnek olarak 1973'te üretilmeye başlanan SF69B Turbo Fury'nin kutusuna bakabiliriz.





Her ne kadar enteresan modeller olsalar da, koleksiyonerler arasında, çocukların arasındaki kadar dikkat çekmezler. Rolamatics modellerinin başlıca problemi, çoğunun, seri olarak üretilmemiş fantastik araçlardan seçilmiş olmasıdır.

Matchbox'ın ana konsepti olan "gerçek, seri üretim" bir otomobile belki de en yakın Rolamatics modeli, SF10B "Piston Popper" modelidir. Aslında 1970 model bir Ford Mustang'in örnek alındığı bu modelin araç sürüldükçe karşılıklı inip çıkan 2'şer pistonu vardır.





Koleksiyonerler arasında en dikkat çeken Rolamatics modelleri, elbette ki en az bulunan modellerdir. Rolamatics'lerin en nadiri bile yüzbinlerce basıldığı için, bunlara nadir denmesi zordur.

Ancak bir seri vardır ki, Matchbox'ın en nadir Rolamatics'lerini barındırır:

Two Packs!!




Bu pakette iki model bir arada bulunur. Stoat ve Armoured Car'ın bulunduğu TP-13'ün ilk serisi, oldukça koyu bir zeytin yeşili ile üretilmişlerdi (Olive Drab). Bu paketler, tahminen bugünün en nadir Rolamatics'lerini barındırmaktadır.

Önümüzdeki sayıda: Nadir Matchbox modelleri

23 Ağustos 2009 Pazar

EN İLGİNÇ MATCHBOX MODELLERİ 4: "Cenaze Arabası!"


Lesney'i diğer model oyuncak üreticilerinden ayıran en dikkat çekici özellik, belki de üretilen model araç tiplerindeki zengin çeşitlilikti. Özellikle "Regular Wheels (1953-1969)" dönemine ait modellerin, çocukların gündelik hayatlarında, yollarda, kent yaşamında, inşaatlarda ve kırsal alanda görebilecekleri türden araçları yansıtmayı amaçlamış olduğunu biliyoruz. Örneğin iş makinaları, ambulanslar, çekiciler, çöp kamyonları, süt kamyonetleri, itfaiye araçları, yol silindirleri, gezici kantinler, tankerler, otobüsler, polis arabaları gibi envai çeşit "gündelik" araç bu seride kendine yer bulabilmişti. 1970'ten itibaren devreye giren "superfast" serisi ile birlikte, Hot Wheels ile kızışan rekabetin de sonucu olarak, model türleri, gündelik hayattan daha uzak, daha sıradışı, fantastik araçları içermeye başladı. Ancak bugün artık Mattel firmasının sahip olduğu "matchbox" markasının özellikle son 5 yılda yakaladığı çizgiye bakacak olursak, modellerin klasik İngiliz dönemindeki ruhu tekrar yansıtmaya başladığını görürüz. Yıllar boyunca, Matchbox'ı da Hot Wheels çizgisinde tutan Mattel, en sonunda, sanırım biraz da koleksiyoncu pazarına ve nostalji duygusuna hitap etmek amacıyla, bu markayı eski çizgisine çekmiş görünüyor. Bu anlamda, her ne kadar bir Amerikan arabası da olsa, yukarda resmini verdiğim cenaze arabası modeli, bence Matchbox'ın klasik dönemdeki ruhunu çok iyi yansıtan "gerçek" bir model olarak raflarda yerini almış durumda. Hatta, bu modelin klasik çizgiyi en uç noktaya taşıdığı bile söylenebilir. Ama elbette "ölüm" gerçeğini yaşanan hayatın öte yakasına atmış, görünmez kılmış olan modern dönem ebeveynleri bu modeli görünce dehşete düşmüşlerdir. Tam da bu nedenle, bu modeli alkışlayarak, diyorum ki, ölüm de hayatın bir parçasıdır; ayıp, utanılacak birşey değildir: "her canlı bir gün ölümü tadacaktır"! Bravo Mattel!

19 Ağustos 2009 Çarşamba

EN İLGİNÇ MATCHBOX MODELLERİ 3: "Üç Açılırlı!"



Lesney'nin bugüne dek ürettiği modelleri incelediğimizde, özellikle de 1953-1982 yılları arasında İngiltere'de üretilmiş olanlara baktığımızda, hemen hemen hepsinde modelin oyun değerini zenginleştirmek amacıyla tasarlanmış zekice detaylara ve ilginç özelliklere rastlarız. Açılan kapılar, motor kaputları, bagajlar, hareketli vinç kancaları, inen kalkan damperler, yaylanan ve hatta sağa sola dönen tekerler, plastikten yapılmış ek aksesuarlar gibi... Ancak bunlar arasında hem kapıları, hem de bagajı, yani 3 parçası birden açılabilen yalnızca tek bir model vardır: 1968'de üretilen 46c Mercedes Benz 300 SE adlı modeldir bu.

Elbette fiyat kademesi daha yüksek, 1/43 ölçekli Corgi modellerde binbir çeşit özellik her modelde cömertçe kullanılmıştır. Ya da 1960'ların sonunda ilk defa üretilmiş Majorette modellerde çok sayıda açılır parçanın aynı anda kullanıldığını da görebiliriz (çok kısa bir süre sonra tek bir modelde bu kadar fazla detay kullanmayı bırakmıştır Majorette) . Ama genelde, Matchbox serisinin temsil ettiği ucuz fiyatlı, 1/64 ölçekli model oyuncaklarda birden fazla açılan parça kullanıldığı pek görülmemiştir. İşte buradaki Mercedes model, tüm seri içinde istisnai bir yere sahiptir. Hem kapıları hem de bagajı açılan çok güzel ve gerçekçi bir modeldir bu. Bu model 1969 sonunda gerçekleşen "Superfast" serisine geçiş sürecinde çok kısa bir süre "üç açılırlı" olarak üretilmiş, ancak 1970'ten itibaren açılan kapılar iptal edilerek, yalnızca bagajı açılan bir model olarak yaşamını sürdürmüştür (resimde solda).

Modellerin açılan parçaları konusunda Hot Wheels ile Matchbox modelleri arasında keskin bir ayrımdan da söz etmek gerekir burada. Hot Wheels'lerin genellikle motor kaputları açılır ve en az 8 silindirli devasa bir motoru gözler önüne serer. Buna karşılık Matchbox modellerinde, arada motor kaputu açılanlara rastlasak da, genelde kapılar ya da bagaj açılır. Burada Amerikan otomobil kültürünün güç ve performans fetişizmini görmek mümkündür. "Pimp my ride" tarzı diyebileceğimiz Hot Wheels'lere karşılık, Matchbox'lar daha gündelik ve mütevazi otomobillere odaklanır ve kullanım değerini vurgulayan detayları ön plana çıkarır. Gerçekten de bu küçük Mercedes'in açılan bagajına ufak tefek nesneler sokuşturup, yolculuğa çıkma oyunu oynamak daha zevkli değil midir?

"ÜÇ AÇILIRLI"YA EK
Üç açılırlı modeller konusuna koleksiyon camiasından Osman hoca ilginç bir katkıda bulundu. Evet, gerçekten de Lesney'in ürettiği "üç açılırlı" bir model daha var! 1968 yılında piyasaya çıkan GMC Tipper (No. 26c). İnanılmaz derecede detaylı olan bu modelin hem kupası, hem damperi, hem de damper kapağı açılmaktaydı. Kupa öne yatırıldığında gayet detaylı biçimde dökülmüş motoru gözler önüne sermekteydi. Lesney bu modeli 1970 yılında "superfast" olarak da piyasaya sürdü. Aşağıda Osman hocanın ve Sanco'nun gönderdikleri bu modele ait iki resmi görüyorsunuz...



16 Ağustos 2009 Pazar

EN İLGİNÇ MATCHBOX MODELLERİ 2: "Kantinler!"




Lesney'nin piyasaya çıkardığı en ilginç modellerden ikisi gezici kantin araçlarıydı. İlk kez 1959 yılında çıkan ve 1965'e kadar üretimi süren "Mobile Refreshment Canteen (No. 74a)", diğer Matchbox modellerinin arkasına bağlanarak çekilen gezici bir büfeydi. Ön tarafındaki tentesi açılabilen bu aracın içinde minyatür bir mutfak olduğu görülüyordu. Kahve, çay, gazlı içecekler, sandviç ve pasta gibi atıştırmalıkların satıldığı bu kantin, muhtemelen parklara, maçlara ya da konserlere götürülerek işletiliyordu. 1959'daki ilk versiyonları krem rengi olan bu model, daha sonra metalik gri renkte üretimeye devam etti.




Commer Ice Cream Canteen (No. 47b) ise 1963 yılında piyasaya çıktı. "Lyons Maid" adlı bir firmanın amblemini taşıyan bu gezici dondurma kamyonetinin her iki yanı açıktı ve üstünde de bir "sunroof" bulunmaktaydı. Aracın canayakınlığının ötesinde, modeli çekici kılan unsurlardan en önemlisi, kabinin içindeki plastik dondurmacı figürüydü. Dondurmacının elinde, çocuklara sunmak üzere hazırladığı bir külah dondurma da vardı...! Dondurmanın yanı sıra gofret, çikolata, şekerleme (lolipop) ve meyveli buzların da satışını yapan bu araç 1968 yılına kadar farklı renk varyasyonları ile üretildi. Yukardaki resimde bu aracın bir benzerinin gerçek modeli görülebilir.

Kamusal hayatı canlandıran, toplu etkinliklere renk katan bu tür araçlar nedense model oyuncak üreticileri tarafından göz ardı edilmiştir. Ama çocukluğunda babası ile maça giden, "Ankaragüçlü köfteci Ferit"in gezici aracından köfte-ekmek alıp yiyen ve bu anıları zihninde canlı tutan herkes sanırım Lesney'e müteşekkir olacaktır.



Bu keyifli modellere değinirken, blogun konusu olmasa da, elimde bulunan bir Hot Wheels modelinden de söz etmek isterim. "Good Humor Truck" adı verilen bu model (üstteki resim) yanılmıyorsam 1980'lerin başında üretilen az sayıda güzel Hot Wheels modellerinden biriydi...! Satışa sunduğu ürünler bakımından bu araç yukarda bahsettiğim her iki Lesney modelinin bir bireşimi gibiydi: Şekerleme, kola, dondurma gibi ürünlerin yanında, sosisli sandviç, pizza ve hamburger de yemeniz mümkündü. İsmi de bence çok anlamlıydı. "Good Humor", yani "güler yüzlü, candan, neşeli"... Gerçekten de meydanın, parkların, sokağın eğlence kültürü ve buralarda yaşanan sosyalizasyon insanı daha bir "güler yüzlü, candan, neşeli" yapmaz mı? Vah alışveriş merkezlerine tıkılıp büyüyen çocuklara...


EN İLGİNÇ MATCHBOX MODELLERİ 1: "Rola-matics!"



1960'ların sonunda Amerikan Mattel şirketinin HotWheels serisini piyasaya sürmesiyle birlikte, başlangıçta hazırlıksız yakalanan ve krize sürüklenen Lesney, rekabet gücünü yükseltmek ve pazardaki lider konumunu tekrar kazanmak için 1970'lerde bir dizi yeniliğe imza attı. Şüphesiz, en önemli değişim 1969 yılı sonlarında, mevcut modelleri "superfast" tekerler ile donatarak hızlandırmaktı. Ancak bu yalnızca HotWheels modellerin sürüş hızını yakalamaya yaramıştı. Rekabette öne geçmek için daha büyük yeniliklere, orjinal fikirlere ihtiyaç vardı.

İşte böyle bir orjinal fikir, Lesney'in 1973 yılında piyasaya çıkardığı 7 yeni modelde ortaya çıkıyordu. Bu modeller "Rola-Matics" adı verilen bir serinin ürünleriydi. "Rola-Matics" modellerin özelliği, aracı sürdüğünüzde ya da itttiğinizde, kendi kendine hareket eden parçalara sahip olmasıydı. Bu sayede model araçların oyun değerinin artırılması amaçlanmıştı. Tekerlerden birinin arka yüzeyinden çıkıntı yapan plastik bir pim, model içine yerleştirilmiş bir mekanizmayı tetikleyerek, araç hareket ettiği (yani tekerler döndüğü) sürece espirili, ilginç aksiyonlar yaratmaktaydı. Lesney firması 1975 yılına dek "Rola-Matics" serisinden birkaç model daha üretti. "Rola-matics" serisinin hedeflenen başarıya ulaşıp ulaşmadığını bilemiyoruz. Ancak, bu serinin yalnızca 2 yıl süreyle üretildiğini düşünürsek, Lesney'in bu modelleri üretmeye dönük ilgisini çabuk kaybettiği söylenebilir.

Bana gelince, çocukken bu seriden birkaç tane modelim vardı ve bu tür bir mekanizma ile çok daha enteresan şeyler üreteceklerini hayal ederdim. Yazık olmuş "Rola-Matics" serisine....


ROLA-MATICS MODELLERİN LİSTESİ

10B Piston Popper (1973) - Ford Mustang: Şeffaf plastik bir motor bloğu içinde aşağı yukarı hareket eden dört pistonu vardı (bkz. resim).

16A Badger (1974) - Gezici radar aracı: Aracın tepesinde dönen bir radar anteni bulunuyordu (bkz. resim).

20B Police Patrol (1975) - Range Rover polis aracı: aracın tepesinde dönen siren lambası vardı (bkz. resim).

28B Stoat (1973) - Zırhlı araç: Aracın üzerinde dönerek gözetleme yapan asker vardı.

35B Fandango (1975) - Aracın arkasında motorun üzerinde dönen bir türbin bulunmaktaydı.

39A Clipper (1973) - Aracın arkasında aşağı yukarı sallanan iki adet egzost borusu vardı (bkz. resim).

47B Beach Hopper (1973) - Buggy tipi plaj aracı: Koltukta aşağı yukarı hoplayan sürücüsü vardı (bkz. resim).

57C Wild Life Truck (1973) - Kamyonetin arkasında cam bir kafes içinde dolanarak yürüyen bir aslan vardı.

67B Hot Rocker (1973) - Ford Capri: Aracın önünde aşağı yukarı ritmik hareket eden bir motor vardı.

69B Turbo Fury (1973) - Aracın arkasında dönen iki adet türbin bulunmaktaydı.

73B Weasel (1974) - Aracın top namlusu dönmekteydi.

27 Aralık 2008 Cumartesi

Kendi sergileme üniteni kendin yap!

Her koleksiyoner bir gün "koleksiyonun sergileme alanlarına sığmaması" problemini yaşayacaktır. Sanço'nun elindeki Matchbox modelleri, oyun odasındaki dolabına sığmaz olunca kara kara düşünmeye başlar...

Her koleksiyoncunun kendisine has bir saklama biçimi vardır. Şimdi genel olarak bunlara bakalım:

1-Kimisi koleksiyonunun tamamını görmek istemez. Bunun sebebi insanın zaman zaman farklı şeyler görmek istemesidir. Bu sebeple koleksiyonun bir kısmı kutularda, bir kısmı da çeşitli camlı dolaplarda saklanır, zaman zaman kutulardakilerle dolaptakiler yer değiştirilerek can sıkıntısı giderilir.

2-Kimi koleksiyoncunun malı çok kıymetlidir. Elindeki objelere hasar verebilecek toz ve güneş ışınlarından uzak olması için malların tamamı kutulanır. Zaman zaman açılıp bakılır, "vay be, bende de neler varmış" denilir.

3-Koleksiyonerlerin bazısının yeri kısıtlıdır. Bu durumda Madde 1'deki uygulamaya başvurulur. Ancak hepsini aynı anda görememenin verdiği bir sıkıntı oluşabilir.

4- Sanço'nun durumu: 3 Maddenin hepsi.

Kendisinin elinde çok güzel modeller vardır. Şimdi bunları ne yapmalıdır?



Düşünür taşınır. Evinde önceden "evinizin her şeyi" IKEA'dan alınma fotoğraf çerçevesi vardır.



Çerçevenin cam ile paspartusu arasında 2,7 cm'lik bir boşluk vardır. Bu ölçü kendisine "acaba buraya bir kafes yapıp, arabaları koyamaz mıyım?" fikri verecektir.

Hemen uygulamaya konulur. Çerçeve ve içine konacak araba vardır ancak raf yapacak karton yoktur. Oturduğu çevredeki bir kaç kırtasiyeye, çocuk mağazasına ve de bir alışveriş merkezine bakar. Hiçbirinde karton yoktur. Çocukluğumuzun kartonları da ortalıktan uçup gitmiş, yerlerine plastik, uyduruk Çin malı oyuncaklar doldurulmuştur.

Mahallede resim çerçevesi yapan bir dükkan vardır. Orada, işine yarayacağını düşündüğü genişlikte paspartu kartonları kestirir. Falçata ile belli mesafelerde yuvalar açıp kartonlarla bir strüktür oluşturur.



Ucu boşta kalan bölümlerde aracın yüklenmesiyle birlikte sarkma olmaktadır ancak vakit gece yarısın ıgeçmiştir. Gece vakti çerçeveci yatağından kaldırılamayacağı ya da nöbetçi çerceveci bulunamayacağına göre, bir başka uyduruk çözüm bulur, açık uçları taşıması için 10 kadar kibritini feda eder.

Şimdi iş çerçevenin içini yerleştirmeye gelmiştir.

İş bitmiş, yeni sergileme ünitesi de güzel olmuştur. Şimdi sıra bunu asacak fazla güneş görmeyen bir yer bulmaktadır...

Ekler:

-Çerçeve siyah veya beyaz renklerde bulunabiliyor. Aralık 2008 IKEA fiyatı 18 YTL civarında.

-Çerçevenin işçiliği çok iyi değil, arkası sürekli açılıp kapatılmaya uygun yapılmamış, içine koyduklarınızı sürekli değiştirmek de zor. Ama bu paraya da fena değil.

-Genişliği az olduğu için ancak A veya B serisi ya da genişliği düşük (2,7cm.) olan modeller sığabiliyor. Çerçeve ucuz, içindekiler pahalı!!

-Başka şekillerde sergileme de yapılabiliyor, örneğin diaromalar için de uygun. Bakalım:

15 Aralık 2008 Pazartesi

Lesney Kadınları

Sanco'nun bundan bir önceki yazısında kısaca değindiği bir konu, bana saygılarımı sunmam gereken "Lesney Kadınları"ni hatırlattı. Lesney Kadınları derken öncelikle tabii ki küçüklüğümüzde yakın çevremizde bulunan, ille de çocuğa cinsiyetçi kalıplar aşılamayan, eğitsel oyuncaklar alacağım diye pedagoji canavarı kesilmek yerine, ne yapıp edip biryerlerden bulup bize Matchbox arabaları hediye alan o saygıdeğer, eli öpülesi, yanakları sıkılası "suç ortağı" teyzeleri, ablaları kastediyorum. Babaları, abileri ve diğer büyükleri dışarda bırakıyorum, zira onlar zaten kendilerinden beklenen görevi yerine getirip bizlere sürekli Matchbox tedarik ediyorlardı... Anneler ise hepten konu dışı. Onların görevi, sanki büyüdüğümüze kanaat getirebilecekleri ilk fırsatı kollayıp, o canım matchbox'larımızı eşin dostun bizden küçük çocuklarına vermek, ya da daha kötüsü bir punduna getirip "atarak" onlardan tamamen kurtulmak gibiydi. Kısacası, istisnalar bir tarafa, anneler bir numaralı matchbox düşmanlarıydı.

Benim Lesney kadınım canım Serpil halamdı. 1970'lerde ve 1980'lerin ilk yıllarında Antep'te çalışırdı (evet "Antep" diyorum zira eski ve gerçek Antepliler, her ne kadar 'onore edici'de olsa Gaziantep demeye pek alışamamıştır). Bilindiği ya da tahmin edilebileceği gibi, 1970'lerde Türkiye'de pek çok emtianın ithalatı yasaktı; Matchbox'lar da yasal olarak ülkeye girip, dükkanlarda satılamıyordu. İşte Antep o yıllarda, kaçak mallar satan dükkanların olduğu "pasajları" ile meşhurdu - bunlar bence bugünün gözüyle bile gerçekten görülmeye değer yerlerdi (bkz. "kirli çıkı"). Halam, Ankara'ya her ziyarete gelişinde mutlaka birkaç tane Matchbox otomobil getirirdi. En harika modelleri seçmek konusunda özel bir yeteneği vardı. Öyle, "hmm şu parlak, janjanlı olan modeli alayım, çocuk sever" kolaycılığına kaçmadan, neyi kime aldığını bilerek seçerdi modelleri. Bir getirdiği modeli bir daha almayacak kadar da görsel hafızası vardı. Bu yıllar boyunca, belki 100 taneye yakın Matchbox arabayı bana halam kazandırmıştır. Kendisi artık emekli oldu ve Ankara'da yaşıyor. Matchbox çılgınlığımızın üzerinden 20-25 yıl geçti. Ama artık koleksiyon amaçlı topladığım modellere bugün beraber baktığımızda, "şundan sende vardı; şunun sarısından sana getirmiştim" diye, hepsini hatırlıyor. Bu yüzden ona bir saygı ve minnet ifadesi olarak, hayatımın "Lesney kadını" halamı bu yazıyla selamlıyor ve bana ilk getirdiği modellerden birini (yıllar sonra yeniden sahip olduğum bir tanesini diyelim) burada yayınlıyorum.




Tabii, bizim hiçbir zaman tanıma fırsatı bulmadığımız Lesney kadınları da vardı. İşte Sanco'nun yazısında kısaca onlara değiniliyordu. Onlar Lesney'nin piyasada lider olduğu yıllarda, özellikle montaj bölümünde çalışan 2000'e yakın teyze-ablaydı. Aşağıda Bruce ve Diane Stoneback'in kitabından aldığım iki resimde onları görebilirsiniz. İlk resim o yıllarda montaj hattında çalışan kadınları gösteriyor (evet, dikkatli gözler süpervizör'ün erkek olduğunu hemen fark etmiştir). İkinci resimde ise modellerin üzerine yapıştırma desenleri ("decals") uygulayan bir "fabrika kızını" görüyoruz. Teyzelerin ellerinden, ablaların yanaklarından öperek, bizi bu minyatür dünya ile buluşturdukları için teşekkür ediyorum.



Kaynak: Stoneback, Bruce and Diane Stoneback. Matchbox Toys. London: Eagle Editions, 2002.