11 Nisan 2015 Cumartesi
BMW - DDR...!!!
23 Ağustos 2011 Salı
Sergileme Ünitesi


9 Ağustos 2010 Pazartesi
ÇOK YAKINDA!!!

8 Ağustos 2010 Pazar
Havalı Chrysler!
9 Temmuz 2010 Cuma
GO TRABBİ GO!

Doğu Alman Trabant otomobillerinin öyküsü nesnelerle kurulan ilişkinin zaman içinde geçirdiği değişimlere çarpıcı bir örnektir. Ina Merkel'in belirttiği gibi, “alay konusu olmuş, zayıf, kolaylıkla çöpe atılmış bir tüketim kültürünün sembolleri, bugün mutlu bir anımsayışın başlangıç noktası haline gelmiştir.” Gerçekten de, 1990'da Berlin duvarının yıkılmasını takip eden “yeniden birleşme” günlerinde, Batı Alman yaşam standardı ve mallarıyla karşılaşan doğuluların bir tür eziklik duygusuyla çöpe gönderdikleri ya da elden çıkardıkları ilk eşyalardan biri, yol kenarlarına terk edilen Trabant otomobilleri idi. Öte yandan, birleşmenin üzerinden henüz 10 yıl bile geçmemişken, 1990'ların ikinci yarısında, Trabant otomobilleri yeni bir kullanıcı grubu için kült statüsü kazanarak kıymetlendi. Özellikle genç kesim, bu otomobilleri özlemini duydukları tüketim karşıtlığı ve toplumsal dayanışma ideallerini yansıttığı gerekçesiyle içtenlikle sahiplendi.
1954 yılında Doğu Alman bakanlar kurulunun geliştirilmesine karar verdiği otomobilin sahip olması istenen özellikler şunlardı: 600 kg'dan daha ağır olmayan; ortalama yakıt tüketimi 5,5lt/100 km olan; yıllık 12.000 adet üretilebilecek, 4000 mark'lık fiyatı olacak, 4 kişilik küçük bir araba...
İlk kez 1957 yılında üretimine başlanan bu küçük, hafif ve ucuz “halk arabaları”, Trabant (uydu!) adını taşıyordu. Temel tasarımı uzun yıllar boyunca değişmeyen bu araç, sağlam, bakımı kolay, tamiri basit bir otomobil olarak Doğu Alman gündelik yaşamının bir parçası oldu. Bununla birlikte, bir Trabant otomobiline sahip olabilmek için ortalama 12 yıl sıra beklenmesi gerekliydi.

Ham madde sıkıntısı nedeniyle, aracın gövdesi “duroplast” adlı, pamuk veya yün fiberleriyle güçlendirilmiş plastik bir malzemeden üretilmişti. Gerek üretildiği malzeme, gerek görünümü, gerekse iptidai teknolojisi nedeniyle, benzeri ülkemizde Anadol otomobileri için de üretilmiş olan pek çok alay ve küçümsemeye maruz kaldı. Gövdesinin malzemesi medeniyle ona “yürüyen karton” adı takıldı, çamaşır makinası üretilirken yanlışlıkla ortaya çıktığı söylenerek alaya alındı. Öte yandan insanlar onu sevdi de... “Sevecek başka birşey yoktu ki!”. Güçsüz ve gürültülü motoru, yavaşlığı ve rahatsız iç mekanı nedeniyle, onun hakkında sevgi dolu, ironik yakıştırmalar da yapıldı: şapka kutusu, utanç kutusu gibi, iki buji üzerine bir çatı gibi...
Duvar yıkıldığında, sınırı Trabant'ları ile geçen Doğu Almanlar, Batılıların alaycı bakışları ile karşılaştı. Batılılar bu arabalara güldüler ve kokusu nedeniyle ondan rahatsız oldular. Batılı “kardeşlerin” gözünde Trabant otomobilleri Doğudaki yoksul kardeşlerin düşük yaşam standardını, yoksulluğunu, çökmüş bir sistemin başarısızlığını simgelemekteydi. Kullanım değerini, toplumsal statü ve farklılaşma arayışının önüne koyan sade, hatta çirkin tasarımı ile Trabant, kısa bir sürede edindiği olumsuz çağrışımlar nedeniyle, ona sahip olan birey için toplum içinde damgalanma sebebi haline geldi. “Ne? Bu araba için mi yıllarca sıra beklediniz?” Böyle bir değer ikliminde, Trabant otomobilleri sahipleri tarafından terkedildi ya da çok ucuza elden çıkarıldı. Çoğu kişinin tek hedefi vardı: bu arabayı bir an önce elden çıkarmak ve bir daha binmek zorunda kalmamak... Bu hızlı değer yitimi sayesinde Trabant'lar birkaç sene içinde caddelerden tamamen kayboldu.

Ancak birleşmeyi takip eden yıllarda, statü farklılığı yerine eşitlik ilkesini ön plana alarak üretilmiş Doğu Alman malları, demode görünümlerine ve tatsız tasarım anlayışlarına rağmen – belki de bunlar sebebiyle – adına Ostalgie denen, eski Doğu bloku ülkelerinin yaşam tarzına duyulan bir nostalji duygusunun parçası haline gelerek Batının gündelik yaşamında ve tüketim kültüründe kendilerine yeni bir yer buldular.
“Birleşmeden yalnızca üç yıl sonra Tegel (Berlin) hava alanında İngilizce “Rent a Trabant!” sloganı yazılı dev bir reklam panosu bulunmaktaydı. Bu pano yorumlama konusunda yaşanan bir değişimi işaret etmekteydi. Şirket, “yitirilmiş bir duygu”yu pazarlamaktaydı. Az bulunur olması Trabant'ı, herkes için olmasa da, yeniden arzulanır kılmıştı. İngilizce slogan yalnızca komik değildi; aynı zamanda bu arabayı hiçbir zaman kullanmak zorunda kalmamış yabancılardan, Batı Almanlardan ve gençlerden oluşan bir hedef kitleye sesleniyordu. Seçkinlik, aracın nadir bulunmasından kaynaklanıyordu. Bugünlerde Markische Schweiz boyunca Trabant safarileri ve Trabant'la Mecklenburg boyunca Ostalgia turları düzenlenmekte. Caddelerde bir Trabant ile gezmek bir veteran otomobil şovu kadar heyecanlı bir olay.” (Merkel 253)
Üzerine yüklenmiş olan olumsuz anlamlara rağmen, on yıllar boyunca sahip olduğu ikonik değer nedeniyle, Trabant otomobillerinin minyatür modellerinin üretilmiş olması gerekirdi. Ancak zamanında Bulgaristan gibi bir Doğu Bloku ülkesinde bile üretim bandı kurmuş olan Lesney firmasının Trabant için bir Matchbox modeli üretmemiş olması acıdır. Başka firmalar tarafından üretilmiş olan Trabant modellerinin çoğu da, Ostalgie rüzgarını arkasına alarak piyasaya sürülmüş modellerdir. Markası Matchbox olmasa da minyatür otomobil modellerinin çoğu kibrit kutularına sığabildiği için, blogun temasını genişletip bu modellere de yer vermek istiyorum.
11 Aralık 2009 Cuma
'Multum in Parvo' *
Yani ufak bir şeyin bize sunduğu çokluk, doluluk hissi. Minyatür dünyaya bu kadar ilgi göstermemizin, orada "koca" bir dünyanın var olduğunu düşünmemizin sebebi bu hissiyat değil midir?
30 Kasım 2009 Pazartesi
Bedford CA Van, ya da Çirkin Ördek Yavrusu
18 Kasım 2009 Çarşamba
Matchbox Dostları Buluşması, Istanbul




8 Eylül 2009 Salı
En ilginç Matchbox Modelleri: Rolamatics- devam
Aşağıdaki listede görünmeyen Rolamatics modellerinden bir tanesi de "SF70C Self-Propelled Gun" modelidir.
1978'de üretilmeye başlanan bu model, bir tank değildir. Adından da anlaşılacağı gibi kendi hareket edebilen uzun menzilli bir silahtır. Rolamatics özelliği olan hareketli parça öndeki top kısmıdır. Sürüldükçe çıkarttığı "çıkıdıkı-çık-çık-çık-çıkıdıkı" sesleri eşliğinde Sanço'nun elinden düşmemiştir. Bu modelin orjinali lastik paletlerle donatılmıştır. Ancak bu paletler bir süre sonra kurur ve kolayca koparlar.
Rolamatics modellerinin kutularının bir yüzünde araçların hareketli özelliği grafiksel biçimde gösterilmektedir. Örnek olarak 1973'te üretilmeye başlanan SF69B Turbo Fury'nin kutusuna bakabiliriz.
Her ne kadar enteresan modeller olsalar da, koleksiyonerler arasında, çocukların arasındaki kadar dikkat çekmezler. Rolamatics modellerinin başlıca problemi, çoğunun, seri olarak üretilmemiş fantastik araçlardan seçilmiş olmasıdır.
Matchbox'ın ana konsepti olan "gerçek, seri üretim" bir otomobile belki de en yakın Rolamatics modeli, SF10B "Piston Popper" modelidir. Aslında 1970 model bir Ford Mustang'in örnek alındığı bu modelin araç sürüldükçe karşılıklı inip çıkan 2'şer pistonu vardır.
Koleksiyonerler arasında en dikkat çeken Rolamatics modelleri, elbette ki en az bulunan modellerdir. Rolamatics'lerin en nadiri bile yüzbinlerce basıldığı için, bunlara nadir denmesi zordur.
Ancak bir seri vardır ki, Matchbox'ın en nadir Rolamatics'lerini barındırır:
Two Packs!!
Bu pakette iki model bir arada bulunur. Stoat ve Armoured Car'ın bulunduğu TP-13'ün ilk serisi, oldukça koyu bir zeytin yeşili ile üretilmişlerdi (Olive Drab). Bu paketler, tahminen bugünün en nadir Rolamatics'lerini barındırmaktadır.
Önümüzdeki sayıda: Nadir Matchbox modelleri
23 Ağustos 2009 Pazar
EN İLGİNÇ MATCHBOX MODELLERİ 4: "Cenaze Arabası!"

Lesney'i diğer model oyuncak üreticilerinden ayıran en dikkat çekici özellik, belki de üretilen model araç tiplerindeki zengin çeşitlilikti. Özellikle "Regular Wheels (1953-1969)" dönemine ait modellerin, çocukların gündelik hayatlarında, yollarda, kent yaşamında, inşaatlarda ve kırsal alanda görebilecekleri türden araçları yansıtmayı amaçlamış olduğunu biliyoruz. Örneğin iş makinaları, ambulanslar, çekiciler, çöp kamyonları, süt kamyonetleri, itfaiye araçları, yol silindirleri, gezici kantinler, tankerler, otobüsler, polis arabaları gibi envai çeşit "gündelik" araç bu seride kendine yer bulabilmişti. 1970'ten itibaren devreye giren "superfast" serisi ile birlikte, Hot Wheels ile kızışan rekabetin de sonucu olarak, model türleri, gündelik hayattan daha uzak, daha sıradışı, fantastik araçları içermeye başladı. Ancak bugün artık Mattel firmasının sahip olduğu "matchbox" markasının özellikle son 5 yılda yakaladığı çizgiye bakacak olursak, modellerin klasik İngiliz dönemindeki ruhu tekrar yansıtmaya başladığını görürüz. Yıllar boyunca, Matchbox'ı da Hot Wheels çizgisinde tutan Mattel, en sonunda, sanırım biraz da koleksiyoncu pazarına ve nostalji duygusuna hitap etmek amacıyla, bu markayı eski çizgisine çekmiş görünüyor. Bu anlamda, her ne kadar bir Amerikan arabası da olsa, yukarda resmini verdiğim cenaze arabası modeli, bence Matchbox'ın klasik dönemdeki ruhunu çok iyi yansıtan "gerçek" bir model olarak raflarda yerini almış durumda. Hatta, bu modelin klasik çizgiyi en uç noktaya taşıdığı bile söylenebilir. Ama elbette "ölüm" gerçeğini yaşanan hayatın öte yakasına atmış, görünmez kılmış olan modern dönem ebeveynleri bu modeli görünce dehşete düşmüşlerdir. Tam da bu nedenle, bu modeli alkışlayarak, diyorum ki, ölüm de hayatın bir parçasıdır; ayıp, utanılacak birşey değildir: "her canlı bir gün ölümü tadacaktır"! Bravo Mattel!
19 Ağustos 2009 Çarşamba
EN İLGİNÇ MATCHBOX MODELLERİ 3: "Üç Açılırlı!"

16 Ağustos 2009 Pazar
EN İLGİNÇ MATCHBOX MODELLERİ 2: "Kantinler!"

EN İLGİNÇ MATCHBOX MODELLERİ 1: "Rola-matics!"

27 Aralık 2008 Cumartesi
Kendi sergileme üniteni kendin yap!
Her koleksiyoncunun kendisine has bir saklama biçimi vardır. Şimdi genel olarak bunlara bakalım:
1-Kimisi koleksiyonunun tamamını görmek istemez. Bunun sebebi insanın zaman zaman farklı şeyler görmek istemesidir. Bu sebeple koleksiyonun bir kısmı kutularda, bir kısmı da çeşitli camlı dolaplarda saklanır, zaman zaman kutulardakilerle dolaptakiler yer değiştirilerek can sıkıntısı giderilir.
2-Kimi koleksiyoncunun malı çok kıymetlidir. Elindeki objelere hasar verebilecek toz ve güneş ışınlarından uzak olması için malların tamamı kutulanır. Zaman zaman açılıp bakılır, "vay be, bende de neler varmış" denilir.
3-Koleksiyonerlerin bazısının yeri kısıtlıdır. Bu durumda Madde 1'deki uygulamaya başvurulur. Ancak hepsini aynı anda görememenin verdiği bir sıkıntı oluşabilir.
4- Sanço'nun durumu: 3 Maddenin hepsi.
Kendisinin elinde çok güzel modeller vardır. Şimdi bunları ne yapmalıdır?

Düşünür taşınır. Evinde önceden "evinizin her şeyi" IKEA'dan alınma fotoğraf çerçevesi vardır.

Çerçevenin cam ile paspartusu arasında 2,7 cm'lik bir boşluk vardır. Bu ölçü kendisine "acaba buraya bir kafes yapıp, arabaları koyamaz mıyım?" fikri verecektir.
Hemen uygulamaya konulur. Çerçeve ve içine konacak araba vardır ancak raf yapacak karton yoktur. Oturduğu çevredeki bir kaç kırtasiyeye, çocuk mağazasına ve de bir alışveriş merkezine bakar. Hiçbirinde karton yoktur. Çocukluğumuzun kartonları da ortalıktan uçup gitmiş, yerlerine plastik, uyduruk Çin malı oyuncaklar doldurulmuştur.
Mahallede resim çerçevesi yapan bir dükkan vardır. Orada, işine yarayacağını düşündüğü genişlikte paspartu kartonları kestirir. Falçata ile belli mesafelerde yuvalar açıp kartonlarla bir strüktür oluşturur.

Ucu boşta kalan bölümlerde aracın yüklenmesiyle birlikte sarkma olmaktadır ancak vakit gece yarısın ıgeçmiştir. Gece vakti çerçeveci yatağından kaldırılamayacağı ya da nöbetçi çerceveci bulunamayacağına göre, bir başka uyduruk çözüm bulur, açık uçları taşıması için 10 kadar kibritini feda eder.
Şimdi iş çerçevenin içini yerleştirmeye gelmiştir.
İş bitmiş, yeni sergileme ünitesi de güzel olmuştur. Şimdi sıra bunu asacak fazla güneş görmeyen bir yer bulmaktadır...
Ekler:-Çerçeve siyah veya beyaz renklerde bulunabiliyor. Aralık 2008 IKEA fiyatı 18 YTL civarında.
-Çerçevenin işçiliği çok iyi değil, arkası sürekli açılıp kapatılmaya uygun yapılmamış, içine koyduklarınızı sürekli değiştirmek de zor. Ama bu paraya da fena değil.
-Genişliği az olduğu için ancak A veya B serisi ya da genişliği düşük (2,7cm.) olan modeller sığabiliyor. Çerçeve ucuz, içindekiler pahalı!!
-Başka şekillerde sergileme de yapılabiliyor, örneğin diaromalar için de uygun. Bakalım:
15 Aralık 2008 Pazartesi
Lesney Kadınları
Benim Lesney kadınım canım Serpil halamdı. 1970'lerde ve 1980'lerin ilk yıllarında Antep'te çalışırdı (evet "Antep" diyorum zira eski ve gerçek Antepliler, her ne kadar 'onore edici'de olsa Gaziantep demeye pek alışamamıştır). Bilindiği ya da tahmin edilebileceği gibi, 1970'lerde Türkiye'de pek çok emtianın ithalatı yasaktı; Matchbox'lar da yasal olarak ülkeye girip, dükkanlarda satılamıyordu. İşte Antep o yıllarda, kaçak mallar satan dükkanların olduğu "pasajları" ile meşhurdu - bunlar bence bugünün gözüyle bile gerçekten görülmeye değer yerlerdi (bkz. "kirli çıkı"). Halam, Ankara'ya her ziyarete gelişinde mutlaka birkaç tane Matchbox otomobil getirirdi. En harika modelleri seçmek konusunda özel bir yeteneği vardı. Öyle, "hmm şu parlak, janjanlı olan modeli alayım, çocuk sever" kolaycılığına kaçmadan, neyi kime aldığını bilerek seçerdi modelleri. Bir getirdiği modeli bir daha almayacak kadar da görsel hafızası vardı. Bu yıllar boyunca, belki 100 taneye yakın Matchbox arabayı bana halam kazandırmıştır. Kendisi artık emekli oldu ve Ankara'da yaşıyor. Matchbox çılgınlığımızın üzerinden 20-25 yıl geçti. Ama artık koleksiyon amaçlı topladığım modellere bugün beraber baktığımızda, "şundan sende vardı; şunun sarısından sana getirmiştim" diye, hepsini hatırlıyor. Bu yüzden ona bir saygı ve minnet ifadesi olarak, hayatımın "Lesney kadını" halamı bu yazıyla selamlıyor ve bana ilk getirdiği modellerden birini (yıllar sonra yeniden sahip olduğum bir tanesini diyelim) burada yayınlıyorum.
Tabii, bizim hiçbir zaman tanıma fırsatı bulmadığımız Lesney kadınları da vardı. İşte Sanco'nun yazısında kısaca onlara değiniliyordu. Onlar Lesney'nin piyasada lider olduğu yıllarda, özellikle montaj bölümünde çalışan 2000'e yakın teyze-ablaydı. Aşağıda Bruce ve Diane Stoneback'in kitabından aldığım iki resimde onları görebilirsiniz. İlk resim o yıllarda montaj hattında çalışan kadınları gösteriyor (evet, dikkatli gözler süpervizör'ün erkek olduğunu hemen fark etmiştir). İkinci resimde ise modellerin üzerine yapıştırma desenleri ("decals") uygulayan bir "fabrika kızını" görüyoruz. Teyzelerin ellerinden, ablaların yanaklarından öperek, bizi bu minyatür dünya ile buluşturdukları için teşekkür ediyorum.


Kaynak: Stoneback, Bruce and Diane Stoneback. Matchbox Toys. London: Eagle Editions, 2002.















