9 Temmuz 2010 Cuma

GO TRABBİ GO!



Doğu Alman Trabant otomobillerinin öyküsü nesnelerle kurulan ilişkinin zaman içinde geçirdiği değişimlere çarpıcı bir örnektir. Ina Merkel'in belirttiği gibi, “alay konusu olmuş, zayıf, kolaylıkla çöpe atılmış bir tüketim kültürünün sembolleri, bugün mutlu bir anımsayışın başlangıç noktası haline gelmiştir.” Gerçekten de, 1990'da Berlin duvarının yıkılmasını takip eden “yeniden birleşme” günlerinde, Batı Alman yaşam standardı ve mallarıyla karşılaşan doğuluların bir tür eziklik duygusuyla çöpe gönderdikleri ya da elden çıkardıkları ilk eşyalardan biri, yol kenarlarına terk edilen Trabant otomobilleri idi. Öte yandan, birleşmenin üzerinden henüz 10 yıl bile geçmemişken, 1990'ların ikinci yarısında, Trabant otomobilleri yeni bir kullanıcı grubu için kült statüsü kazanarak kıymetlendi. Özellikle genç kesim, bu otomobilleri özlemini duydukları tüketim karşıtlığı ve toplumsal dayanışma ideallerini yansıttığı gerekçesiyle içtenlikle sahiplendi.


1954 yılında Doğu Alman bakanlar kurulunun geliştirilmesine karar verdiği otomobilin sahip olması istenen özellikler şunlardı: 600 kg'dan daha ağır olmayan; ortalama yakıt tüketimi 5,5lt/100 km olan; yıllık 12.000 adet üretilebilecek, 4000 mark'lık fiyatı olacak, 4 kişilik küçük bir araba...


İlk kez 1957 yılında üretimine başlanan bu küçük, hafif ve ucuz “halk arabaları”, Trabant (uydu!) adını taşıyordu. Temel tasarımı uzun yıllar boyunca değişmeyen bu araç, sağlam, bakımı kolay, tamiri basit bir otomobil olarak Doğu Alman gündelik yaşamının bir parçası oldu. Bununla birlikte, bir Trabant otomobiline sahip olabilmek için ortalama 12 yıl sıra beklenmesi gerekliydi.

Delft (Hollanda) sokaklarında ilk jenerasyon P50 model (1959) bir Trabant


Ham madde sıkıntısı nedeniyle, aracın gövdesi “duroplast” adlı, pamuk veya yün fiberleriyle güçlendirilmiş plastik bir malzemeden üretilmişti. Gerek üretildiği malzeme, gerek görünümü, gerekse iptidai teknolojisi nedeniyle, benzeri ülkemizde Anadol otomobileri için de üretilmiş olan pek çok alay ve küçümsemeye maruz kaldı. Gövdesinin malzemesi medeniyle ona “yürüyen karton” adı takıldı, çamaşır makinası üretilirken yanlışlıkla ortaya çıktığı söylenerek alaya alındı. Öte yandan insanlar onu sevdi de... “Sevecek başka birşey yoktu ki!”. Güçsüz ve gürültülü motoru, yavaşlığı ve rahatsız iç mekanı nedeniyle, onun hakkında sevgi dolu, ironik yakıştırmalar da yapıldı: şapka kutusu, utanç kutusu gibi, iki buji üzerine bir çatı gibi...


Duvar yıkıldığında, sınırı Trabant'ları ile geçen Doğu Almanlar, Batılıların alaycı bakışları ile karşılaştı. Batılılar bu arabalara güldüler ve kokusu nedeniyle ondan rahatsız oldular. Batılı “kardeşlerin” gözünde Trabant otomobilleri Doğudaki yoksul kardeşlerin düşük yaşam standardını, yoksulluğunu, çökmüş bir sistemin başarısızlığını simgelemekteydi. Kullanım değerini, toplumsal statü ve farklılaşma arayışının önüne koyan sade, hatta çirkin tasarımı ile Trabant, kısa bir sürede edindiği olumsuz çağrışımlar nedeniyle, ona sahip olan birey için toplum içinde damgalanma sebebi haline geldi. “Ne? Bu araba için mi yıllarca sıra beklediniz?” Böyle bir değer ikliminde, Trabant otomobilleri sahipleri tarafından terkedildi ya da çok ucuza elden çıkarıldı. Çoğu kişinin tek hedefi vardı: bu arabayı bir an önce elden çıkarmak ve bir daha binmek zorunda kalmamak... Bu hızlı değer yitimi sayesinde Trabant'lar birkaç sene içinde caddelerden tamamen kayboldu.



Ancak birleşmeyi takip eden yıllarda, statü farklılığı yerine eşitlik ilkesini ön plana alarak üretilmiş Doğu Alman malları, demode görünümlerine ve tatsız tasarım anlayışlarına rağmen – belki de bunlar sebebiyle – adına Ostalgie denen, eski Doğu bloku ülkelerinin yaşam tarzına duyulan bir nostalji duygusunun parçası haline gelerek Batının gündelik yaşamında ve tüketim kültüründe kendilerine yeni bir yer buldular.

“Birleşmeden yalnızca üç yıl sonra Tegel (Berlin) hava alanında İngilizce “Rent a Trabant!” sloganı yazılı dev bir reklam panosu bulunmaktaydı. Bu pano yorumlama konusunda yaşanan bir değişimi işaret etmekteydi. Şirket, “yitirilmiş bir duygu”yu pazarlamaktaydı. Az bulunur olması Trabant'ı, herkes için olmasa da, yeniden arzulanır kılmıştı. İngilizce slogan yalnızca komik değildi; aynı zamanda bu arabayı hiçbir zaman kullanmak zorunda kalmamış yabancılardan, Batı Almanlardan ve gençlerden oluşan bir hedef kitleye sesleniyordu. Seçkinlik, aracın nadir bulunmasından kaynaklanıyordu. Bugünlerde Markische Schweiz boyunca Trabant safarileri ve Trabant'la Mecklenburg boyunca Ostalgia turları düzenlenmekte. Caddelerde bir Trabant ile gezmek bir veteran otomobil şovu kadar heyecanlı bir olay.” (Merkel 253)


Üzerine yüklenmiş olan olumsuz anlamlara rağmen, on yıllar boyunca sahip olduğu ikonik değer nedeniyle, Trabant otomobillerinin minyatür modellerinin üretilmiş olması gerekirdi. Ancak zamanında Bulgaristan gibi bir Doğu Bloku ülkesinde bile üretim bandı kurmuş olan Lesney firmasının Trabant için bir Matchbox modeli üretmemiş olması acıdır. Başka firmalar tarafından üretilmiş olan Trabant modellerinin çoğu da, Ostalgie rüzgarını arkasına alarak piyasaya sürülmüş modellerdir. Markası Matchbox olmasa da minyatür otomobil modellerinin çoğu kibrit kutularına sığabildiği için, blogun temasını genişletip bu modellere de yer vermek istiyorum.

Alman Sternquell bira firması için üretilmiş DDR serisinden 1/64 ölçekli çadırlı Trabant (üstte)


Alman Herpa firması üretimi 1/87 ölçekli, plastikten yapılmış bir Trabant 601s modeli (üstte)

Vitesse firmasının ürettiği Portekiz malı, 1/43 ölçekli bir Trabant 601 modeli (üstte)



Kaynaklar:

Merkel, Ina. "From Stigma to Cult: Changing Meanings in East German Consumer Culture." in The Making of the Consumer: Knowledge, Power and Identity in the Modern World. Ed. Frank Trentmann. Berg Publishers, 2006.

Hedler, Ernst and Ralf Ulrich. DDR Design: East German Design 1949-1989. Taschen, 2004.


11 Aralık 2009 Cuma

'Multum in Parvo' *

Multum in Parvo: much in little....

Yani ufak bir şeyin bize sunduğu çokluk, doluluk hissi. Minyatür dünyaya bu kadar ilgi göstermemizin, orada "koca" bir dünyanın var olduğunu düşünmemizin sebebi bu hissiyat değil midir?

30 Kasım 2009 Pazartesi

Bedford CA Van, ya da Çirkin Ördek Yavrusu


Kamyon ve inşaat araçları kadar, ticari araçlar da Lesney firmasının portföyünde önemli yere sahipti. Bunlar arasında dönemin İngiliz van'ları özellikle göze çarpar. Bu, çeşit çeşit ve birbirinden ilginç görünümlü van'ların üretim ajandasına girmelerinin bir sebebi de Jack Odell'in bilhassa üzerinde durduğu promosyonel grafik uygulamalarına imkan veren düz ve geniş satıhlara sahip olmalarıydı.

İşte özelde Matchbox, genelde ise diğer İngiliz die-cast oyuncak markaları (Corgi Toys, Lledo) tarafından en çok işlenen modellerden biri Bedford CA Van'dır. Gerçeği 1952-1969 yılları arasında üretilmiş olan bu araç, kendi döneminde, 1970'lerde Ford Transit'in sahip olduğu popülariteyle kıyaslanabilecek bir yaygınlık düzeyine erişmişti. 1958 yılına kadar ön camı çift parçalı olarak üretilen CA, daha sonra yekpare bir ön camla donatılmış, bazı detayları güncellenmiştir. Resimdeki Matchbox ve Lledo modellerinde, erken dönem, çift ön camlı CA'ları görüyorsunuz.

İngiltere'de lakabı "pug-nose" (buldog burun) olan bu çirkin, ama bir o kadar da sevimli araç, bana daha ziyade kaz veya ördekleri hatırlatır. 1970'lerde küçük bir çocukken o yıllar için bile bana eski model gibi gelen birkaç tane CA Van gördüğümü anımsıyorum.

Aşağıdaki resimde gördüğünüz modeller (soldan sağa):
- Matchbox RW 25(a): Dunlop Van (1956)
- Lledo Days Gone, Bedford CA Van (2000'ler)
- Matchbox RW 42(a): Bedford Evening News Van (1957)


Ayrıca, ne yazık ki henüz edinemediğim 29(a) Bedford Milk Delivery Van (1956) da Matchbox'ın ürettiği modeller arasındadır (belki Sanco kendisinde bulunan bu modelin resmini koyar!). Bu modelin, gerçek aracın kataloğundan taradığım resmini koymakla yetiniyorum şimdilik... Görüldüğü gibi, farklı uygulamalara yatkınlığı ile çok amaçlı ticari taşıt tanımının hakkını veren bir araçtır Bedford CA Van.

18 Kasım 2009 Çarşamba

Matchbox Dostları Buluşması, Istanbul

Berlin'deki Matchbox dostumuz Carsten, geçtiğimiz hafta sonunda Istanbul'a beni ziyarete geldi. Türkiye'de çok kolay bulunmayan Matchbox modelleri kendisinde çokça olduğu için, yanına almasını söyledim. Arkadaşlar arasında da bir buluşma tertipledim. Aslında buradaki ana amaç kendi aramızda bir nevi "swap meet" yani "değiş-tokuş buluşması" düzenlemekti.

Bavul açıldığında içinden çıkanları gelişigüzel masanın üzerine sıraladık. Sabahın ilk saatlerinde durum aşağıdaki gibiydi.


Toplantıya Ankara ve Trabzon'dan arkadaşlarımızın da gelmesi söz konusu idi. Ne yazık ki bu mümkün olamadı. İstanbul dışından sadece toplantı için gelen tek kişi Bülent'ti.

Toplantıda konuşulan ana konulardan birincisi elbette ki "Matchbox", ikincisi de "eşlerin bu konudaki yaklaşımları" idi. Oyuncak odasında bulunan dolaplardaki yığın yığın Matchbox'ları biriktiren Sanço'dan çok, bunlara gösterdiği anlayış sebebiyle Sanço'nun eşi takdir topladı.

Toplantıya katılanlar RW08E Mustang'ın çok nadir kırmızı varyasyonunu görme fırsatı buldular. Model bir parça oynanmış kondüsyondaydı, bu sayede katılımcıların da modeli bol bol "mıncıklama", "masanın üzerinde sürme" imkanları oldu.


Burak o gün eline geçen Ebay'den aldığı muhteşem modelleri bizlere gösterdi. Bu sayede kestane rengiyle nadir RW17A Bedford'u da görme fırsatımız oldu. Altan, Serhan ve Fuat önceden Carsten'e sipariş ettikleri modelleri teslim aldılar. Emre'nin bilgisayarda tuttuğu envanter herkesin takdirini kazandı.


Dr. Burak ise elindeki hazineler hakkında ser verdi, sır vermedi. Biz de önümüzdekilerle yetinmek durumunda kaldık. Herkesin modeli kendince çok kıymetli olduğu için pek bir değiş tokuş olamadı.

Son olarak toplu bir fotoğraf çektirdik. Oldukça keyifli bir gündü, katılan herkese teşekkürler, Sanço

Not: Resimlere "tık"layarak daha büyük hallerini görebilirsiniz.

8 Eylül 2009 Salı

En ilginç Matchbox Modelleri: Rolamatics- devam

Bricoleur'ün açtığı konu üzerinden devam edelim.

Aşağıdaki listede görünmeyen Rolamatics modellerinden bir tanesi de "SF70C Self-Propelled Gun" modelidir.




1978'de üretilmeye başlanan bu model, bir tank değildir. Adından da anlaşılacağı gibi kendi hareket edebilen uzun menzilli bir silahtır. Rolamatics özelliği olan hareketli parça öndeki top kısmıdır. Sürüldükçe çıkarttığı "çıkıdıkı-çık-çık-çık-çıkıdıkı" sesleri eşliğinde Sanço'nun elinden düşmemiştir. Bu modelin orjinali lastik paletlerle donatılmıştır. Ancak bu paletler bir süre sonra kurur ve kolayca koparlar.

Rolamatics modellerinin kutularının bir yüzünde araçların hareketli özelliği grafiksel biçimde gösterilmektedir. Örnek olarak 1973'te üretilmeye başlanan SF69B Turbo Fury'nin kutusuna bakabiliriz.





Her ne kadar enteresan modeller olsalar da, koleksiyonerler arasında, çocukların arasındaki kadar dikkat çekmezler. Rolamatics modellerinin başlıca problemi, çoğunun, seri olarak üretilmemiş fantastik araçlardan seçilmiş olmasıdır.

Matchbox'ın ana konsepti olan "gerçek, seri üretim" bir otomobile belki de en yakın Rolamatics modeli, SF10B "Piston Popper" modelidir. Aslında 1970 model bir Ford Mustang'in örnek alındığı bu modelin araç sürüldükçe karşılıklı inip çıkan 2'şer pistonu vardır.





Koleksiyonerler arasında en dikkat çeken Rolamatics modelleri, elbette ki en az bulunan modellerdir. Rolamatics'lerin en nadiri bile yüzbinlerce basıldığı için, bunlara nadir denmesi zordur.

Ancak bir seri vardır ki, Matchbox'ın en nadir Rolamatics'lerini barındırır:

Two Packs!!




Bu pakette iki model bir arada bulunur. Stoat ve Armoured Car'ın bulunduğu TP-13'ün ilk serisi, oldukça koyu bir zeytin yeşili ile üretilmişlerdi (Olive Drab). Bu paketler, tahminen bugünün en nadir Rolamatics'lerini barındırmaktadır.

Önümüzdeki sayıda: Nadir Matchbox modelleri

23 Ağustos 2009 Pazar

EN İLGİNÇ MATCHBOX MODELLERİ 4: "Cenaze Arabası!"


Lesney'i diğer model oyuncak üreticilerinden ayıran en dikkat çekici özellik, belki de üretilen model araç tiplerindeki zengin çeşitlilikti. Özellikle "Regular Wheels (1953-1969)" dönemine ait modellerin, çocukların gündelik hayatlarında, yollarda, kent yaşamında, inşaatlarda ve kırsal alanda görebilecekleri türden araçları yansıtmayı amaçlamış olduğunu biliyoruz. Örneğin iş makinaları, ambulanslar, çekiciler, çöp kamyonları, süt kamyonetleri, itfaiye araçları, yol silindirleri, gezici kantinler, tankerler, otobüsler, polis arabaları gibi envai çeşit "gündelik" araç bu seride kendine yer bulabilmişti. 1970'ten itibaren devreye giren "superfast" serisi ile birlikte, Hot Wheels ile kızışan rekabetin de sonucu olarak, model türleri, gündelik hayattan daha uzak, daha sıradışı, fantastik araçları içermeye başladı. Ancak bugün artık Mattel firmasının sahip olduğu "matchbox" markasının özellikle son 5 yılda yakaladığı çizgiye bakacak olursak, modellerin klasik İngiliz dönemindeki ruhu tekrar yansıtmaya başladığını görürüz. Yıllar boyunca, Matchbox'ı da Hot Wheels çizgisinde tutan Mattel, en sonunda, sanırım biraz da koleksiyoncu pazarına ve nostalji duygusuna hitap etmek amacıyla, bu markayı eski çizgisine çekmiş görünüyor. Bu anlamda, her ne kadar bir Amerikan arabası da olsa, yukarda resmini verdiğim cenaze arabası modeli, bence Matchbox'ın klasik dönemdeki ruhunu çok iyi yansıtan "gerçek" bir model olarak raflarda yerini almış durumda. Hatta, bu modelin klasik çizgiyi en uç noktaya taşıdığı bile söylenebilir. Ama elbette "ölüm" gerçeğini yaşanan hayatın öte yakasına atmış, görünmez kılmış olan modern dönem ebeveynleri bu modeli görünce dehşete düşmüşlerdir. Tam da bu nedenle, bu modeli alkışlayarak, diyorum ki, ölüm de hayatın bir parçasıdır; ayıp, utanılacak birşey değildir: "her canlı bir gün ölümü tadacaktır"! Bravo Mattel!

19 Ağustos 2009 Çarşamba

EN İLGİNÇ MATCHBOX MODELLERİ 3: "Üç Açılırlı!"



Lesney'nin bugüne dek ürettiği modelleri incelediğimizde, özellikle de 1953-1982 yılları arasında İngiltere'de üretilmiş olanlara baktığımızda, hemen hemen hepsinde modelin oyun değerini zenginleştirmek amacıyla tasarlanmış zekice detaylara ve ilginç özelliklere rastlarız. Açılan kapılar, motor kaputları, bagajlar, hareketli vinç kancaları, inen kalkan damperler, yaylanan ve hatta sağa sola dönen tekerler, plastikten yapılmış ek aksesuarlar gibi... Ancak bunlar arasında hem kapıları, hem de bagajı, yani 3 parçası birden açılabilen yalnızca tek bir model vardır: 1968'de üretilen 46c Mercedes Benz 300 SE adlı modeldir bu.

Elbette fiyat kademesi daha yüksek, 1/43 ölçekli Corgi modellerde binbir çeşit özellik her modelde cömertçe kullanılmıştır. Ya da 1960'ların sonunda ilk defa üretilmiş Majorette modellerde çok sayıda açılır parçanın aynı anda kullanıldığını da görebiliriz (çok kısa bir süre sonra tek bir modelde bu kadar fazla detay kullanmayı bırakmıştır Majorette) . Ama genelde, Matchbox serisinin temsil ettiği ucuz fiyatlı, 1/64 ölçekli model oyuncaklarda birden fazla açılan parça kullanıldığı pek görülmemiştir. İşte buradaki Mercedes model, tüm seri içinde istisnai bir yere sahiptir. Hem kapıları hem de bagajı açılan çok güzel ve gerçekçi bir modeldir bu. Bu model 1969 sonunda gerçekleşen "Superfast" serisine geçiş sürecinde çok kısa bir süre "üç açılırlı" olarak üretilmiş, ancak 1970'ten itibaren açılan kapılar iptal edilerek, yalnızca bagajı açılan bir model olarak yaşamını sürdürmüştür (resimde solda).

Modellerin açılan parçaları konusunda Hot Wheels ile Matchbox modelleri arasında keskin bir ayrımdan da söz etmek gerekir burada. Hot Wheels'lerin genellikle motor kaputları açılır ve en az 8 silindirli devasa bir motoru gözler önüne serer. Buna karşılık Matchbox modellerinde, arada motor kaputu açılanlara rastlasak da, genelde kapılar ya da bagaj açılır. Burada Amerikan otomobil kültürünün güç ve performans fetişizmini görmek mümkündür. "Pimp my ride" tarzı diyebileceğimiz Hot Wheels'lere karşılık, Matchbox'lar daha gündelik ve mütevazi otomobillere odaklanır ve kullanım değerini vurgulayan detayları ön plana çıkarır. Gerçekten de bu küçük Mercedes'in açılan bagajına ufak tefek nesneler sokuşturup, yolculuğa çıkma oyunu oynamak daha zevkli değil midir?

"ÜÇ AÇILIRLI"YA EK
Üç açılırlı modeller konusuna koleksiyon camiasından Osman hoca ilginç bir katkıda bulundu. Evet, gerçekten de Lesney'in ürettiği "üç açılırlı" bir model daha var! 1968 yılında piyasaya çıkan GMC Tipper (No. 26c). İnanılmaz derecede detaylı olan bu modelin hem kupası, hem damperi, hem de damper kapağı açılmaktaydı. Kupa öne yatırıldığında gayet detaylı biçimde dökülmüş motoru gözler önüne sermekteydi. Lesney bu modeli 1970 yılında "superfast" olarak da piyasaya sürdü. Aşağıda Osman hocanın ve Sanco'nun gönderdikleri bu modele ait iki resmi görüyorsunuz...